Fotoğrafın en keyifli zamanı
Amerika’da yaşayan fotoğrafçı Göknur Olguner, tamamen düğün fotoğrafçılığına ağırlık vermiş durumda. Olguner, özel çekimler için zaman zaman Türkiye’ye geliyor.
Arkdaşlarının düğünlerinde çektiği fotoğraflarla beğeni topladıktan sonra bu alanda uzmanlaşan Göknur Olguner, düğünlerde anı yakalamanın çok önemli olduğunu vurguluyor.
Neden düğün fotoğrafları çekiyorsunuz?
İlk başta yakın çevremin de desteği ile kendime ait küçük bütçeli ilk fotoğrafçılık stüdyomu kurdum. Bu işe yönelmemdeki en büyük etken çalışırken aldığım keyif. Yaptığınız işin kıymetini bilen ve size bu yüzden hayatlarının en önemli gününü teslim eden sürekli değişen işverenleriniz oluyor. Özellikle düğün fotoğrafçılığı konusunda çalışmaya Amerika’da Mezun Life Dergisi’nin editörü olarak çalışırken başladım.
Düğün fotoğrafçılığı ne demek, ne zamandır böyle bir alan var?
Düğün fotoğrafçılığı tanımı ilk olarak Amerika’da 1980’lerde yapılmaya başlandı. En büyük farkı kurgulamak yerine anı yakalamayı amaçlaması. Teknik anlamda asla takdir görmeyecek bulanık bir dans fotoğrafı eğer size bakarken müziğin ritmini hissettirebiliyorsa, doğru bir iş yapılmış demektir.
Ülkemizde ve Amerika’da düğün fotoğrafçılığı nasıl algılanıyor? Ne gibi farklılıklar var?
Bu soruyu beş sene önce sormuş olsaydınız çok büyük farklılıklardan söz edebilirdim. Ama özellikle son senelerde fotoğrafçılıktaki gelişmeleri yakından takip eden, oldukça yetenekli fotoğrafçılar düğün fotoğrafçısı olarak yapılabilecekleri daha ciddiye almaya başladılar. Türkiye’de çalışmaya başladığım ilk senelerde gelinlerim ya da aileleri ile görüşürken ciddi bir zamanı nasıl çalıştığımı açıklayarak geçiriyordum. En son iki ay önce Türkiye’ye geldiğimde ise “Evet, tarzınızı ve bu işte nasıl çalışıldığını biliyoruz ve biz bu işi yapan diğerlerinin arasından sizin fotoğraflarınızı beğendiğimiz için birlikte çalışmak istiyoruz” diyorlar. Amerika’da yaşadığım şehir olan Washington DC’de sadece düğün fotoğrafçısı olarak çalışan 400 kişi var. Bu, nüfusu sadece 500 bin olan bir şehir için çok yüksek bir rakam. Demek istediğimi dijital dünyanın kolay ulaşılabilir hale gelmesi ile artan fotoğrafçı sayısı kendini düğün fotoğrafçısı olarak görmek isteyen kimseyi korkutmasın. Sizinle aynı işi yaptığını söyleyen bir sürü insandan en büyük farkınız ilk, son ya da benim en rahatsız olduğum tanım olan Amerika’da yaşayan fotoğrafçı olmamalı sadece ve sadece en iyi olduğunuz olmalı.
Bizim onlar gibi olmamız için neler yapmamız lazım?
Paylaşmayı öğrenmemiz lazım. Bildiklerini paylaşmaktan korkmayan bir anlayışla çok güzel çalışmalar yapılabileceğine inanıyorum. Kendimize güvenmeliyiz ama çevremize de güvenmeliyiz. Etrafımız fikirlerimizi çalmak isteyen ajanlarla sarılı değil çünkü. Böyle olsa bile herkesin geçmişi birbirinden öyle büyük farklılıklar gösteriyor; aynı kamera, aynı lens ile aynı noktadan çektiğiniz iki fotoğrafın bile birbirini tutması söz konusu değil. Çocukken kırmızı rugan ayakkabınızı özlediğiniz için siz ayakkabıyı, diğer kamera da tatil yapmayı istediği için muhtemelen bulutları çekecektir.
Orada tanıdığınız ünlü düğün fotoğrafçıları var sanıyoruz. Biraz onları anlatır mısınız?
Portfolyolarında aklınıza gelebilecek her türlü ünlünün ilk ya da üçüncü düğünlerini çekmiş fotoğrafçılarla tanışma imkanı buldum. Bu insanların işlerine olan saygıları ve her düğün öncesinde duydukları heyecanları beni her zaman çok etkiliyor. Jennifer Lopez’in düğününü çeken arkadaşım ünlülerle çalışmanın en büyük zorluğunun sonrasında basına herhangi bir foto sızmaması için gösterilen çaba olduğunu söylemişti. Tıpkı fotoğrafçı olarak çalışmaya başladığı ilk yıllarda olduğu gibi baskıya kendisi girip, çıktıları da tek tek kendisi imha ediyormuş.
Sen nelere dikkat eder, müşterilerinle nasıl çalışırsın?
Benim için gelinlerimle kurduğum ilişki çok önemli. Şimdiye kadar sadece, teslim ettiğim işin kalitesinin farkında olan kişilerle çalıştım. Hiçbir zaman hiçbir düğünü o ayın stüdyo kirasını ödemek için tutmadım. Benim en büyük beklentim gelinlerimin kendi istedikleri bir düğün organizasyonunun parçası olduklarını görebilmek. Bu işe başladığım günden itibaren özellikle Türkiye’de kendileri çok istedikleri halde, kayınvalidelerinin ya da gelecekteki eşlerinin onayını alamadıkları için benimle çalışamayan birçok gelinim oldu. Bu çok üzücü bir durum. Ve ne zaman başıma gelse umarım gelecekte de başka konularda böyle anlaşmazlıklar yaşamazlar diye düşünüyorum. Bunun dışında yapı olarak oldukça rahat bir insanım, günü akışına bırakır hiçbir beklentiye girmem. Gelinimi düğün günü ilk gördüğüm anda mutluysa bu bana yeter. Işığımı bulur ve çekmeye başlarım.
İlginç şeyler yaşar mısın bu işte?
Her düğün anılarla dolu aslında. Hemen aklıma gelen bir tanesi gökyüzünde bir tek bulutun bile olmadığı güneşli bir Açıkhava düğününde bir anda başlayan sağanak yağmurla tüm atmosferin değişmesiydi. Gelinim yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden kendini tutamayarak ağlamaya başladığı sırada ben de şehrin çok dışında olduğumuz için çekmeyen cep telefonumdan asistanıma ulaşmaya çalışıyordum. Kiliseden birlikte çıkmıştık ama düğün alanına gelirken yanlış verilen adres yüzünden tüm malzemelerle birlikte kaybolmuştu. Geçen her dakikanın çok değerli olduğu düğün gibi çekimlerde bir köşede oturup beklemek gibi bir lüksünüz asla yok. Bu yüzden ben de derin bir nefes aldıktan sonra ağlayan gelinime giderek, “Asistanım malzemelerle birlikte kayboldu ve dışarı çıkılamayacak kadar da yağmur yağıyor. Elimdeki bu makineyi bozana kadar yağmurda gezelim mi?” diye sordum. Kahkahalar attıktan sonra “Tamam” dedi. Ben o aşamada mükemmel düğün yoktur sadece kişiye özel düğün vardır diye düşündüm ve bol yağmurlu, bol şemsiyeli ve sadece 50 mm’li bir üç saat geçirdik. Merak edenler için asistanım pasta kesilmeden beş dakika önce geldi. Aynı asistanımın başka bir düğünde seremoniden hemen önce devirdiği kocaman bir sütun anısı da vardır ama o da başka bir muhabbete…
Kaynak: Perfect Wedding