Mutlukal.com Forum

Mutlukal

Moda, Bakım, Sağlık

Hem özgüvenli ,hem depresif ,hem kaygılı

 Kişisel Gelişim kategorisinde   Hem özgüvenli ,hem depresif ,hem kaygılı konusu , HEM ÖZGÜVENLİ VE İDDİALI HEM DE DEPRESİF VE KAYGILISen özelsin, eşsizsin ve çok değerlisin. İstediğin her şeyi olabilirsin. Hayallerinden asla vazgeçme. Kendini ...

Geri Git   Mutlukal.com Forum > Zarif Bayanlar Genel Forum > Kişisel Gelişim
  #1 (permalink)  
Eski 03-05-2009, 14:05
Super Moderator
 
Kayıt Tarihi: 23-04-09
Mesajlar: 34
Standart Hem özgüvenli ,hem depresif ,hem kaygılı

HEM ÖZGÜVENLİ VE İDDİALI HEM DE DEPRESİF VE KAYGILISen özelsin, eşsizsin ve çok değerlisin. İstediğin her şeyi olabilirsin. Hayallerinden asla vazgeçme. Kendini sev, kendine inan; o zaman her şey mümkün olur...’ Son yıllarda anne-babalar, eğitimciler ve psikologlar tarafından çocukların beynine işlenen ve popüler kültürün her köşesinde de tekrarlanan bu sözler günümüze damgasını vuran yeni neslin temellerini oluşturuyor: ’Ben Nesli’!

’Ben Nesli’ kısaca, kendini her şeyin üzerinde konumlandıran, kendini seven, kendine inanan, özgüvenli ve iddialı bir nesil olarak tanımlanıyor. Ama aynı zamanda da bu içi boş inanç yüzünden büyük beklentilere kapılıp hayatın acı gerçekleri karşısında ciddi şekilde bocalayan, kaygı ve depresyona sürüklenen bir nesil. Bu tanımlamayı ortaya atansa ABD’li psikolog Prof. Jean M. Twenge. San Diego State Üniversitesi psikoloji bölümünde 14 yıldır nesil farklılıkları üzerine araştırmalar yapan Twenge, bu ay başında Kaknüs Yayınları tarafından Türkçe olarak yayınlanan ’Ben Nesli: Bugünün Gençleri Niçin Bu Kadar Özgüvenli ve İddalı Fakat Bir O Kadar da Depresif ve Kaygılı’ adlı kitabında 35 yaş altı genç nesli mercek altına alıyor. Twenge 1970’ler, 80’ler ve 90’larda doğanların oluşturduğu ’Ben Nesli’nin özelliklerini ise 1950’lerden bu yana yapılmış ve 1,3 milyon kişiyi kapsayan çok sayıda gençlik araştırmasıyla kendi araştırmalarının karşılaştırmalı analizlerine göre belirliyor.

Twenge, Ben Nesli’nin herkesin yüksek özgüvene sahip olması gerektiği inanışıyla yetiştirilen ilk nesil olduğunu söylüyor: ’Bu nesil her şeyden önce kendini sevmesi, kendine inanması ve kendini herşeyin önünde tutması öğretilerek büyütüldü. Bu yüzden özgüvenli, iddialılar; büyük hayalleri var ve her şeyi yapabileceklerine inanıyorlar. Ünlü, başarılı ve zengin olmayı bekliyorlar.’

EN DEĞERLİ ÇOCUKLAR
Peki, bu gençler nasıl materyalist ve narsist oldu? Twenge bu neslin daha doğmadan ’özel’ olduğunu söylüyor. Çünkü ona göre, doğum kontrolü yöntemlerinin ve kürtajın artık yaygınlaştığı yıllarda tohumları atılan bu nesil kazara dünyaya gelen değil, aksine ’en çok istenilen’ çocuklardan oluşuyor. Bebek bakıcıları, izleme monitörleri, arabalara yapıştırılan ’dikkat bebek var’ etiketleriyse önceki nesillere nazaran daha fazla el üstünde tutulduklarının göstergesi. Ama Twenge’ye göre yeni neslin bu denli ben merkezli olmasında en önemli sebep 80’lerde ortaya çıkan bireye odaklı eğitim sistemi. Zira bu dönemde hem anne-babalar, hem çocuk psikologları hem de eğitimciler özgüveninin başarıyla eşdeğer olduğu inancında hemfikir oldu ve bu çocuklara yıllar boyunca ailede, okulda, şarkılarda, filmlerde ’özel’ ve ’değerli’ oldukları anlatıldı. Güvenleri kırılmasın diye hataları düzeltilmedi, yarışmalarda kazananın yanında kaybedenler de ödüllendirildi, herkesin kendini birey olarak ortaya koyması teşvik edildi. ’Her biriniz değerlisiniz’ söylemi o günden bu yana hala sürekli olarak tekrarlanmakta. Öyle ki, yankılarını son yıllarda popüler kültürde de görmek mümkün: Tarkan ’Başkası olma kendine ol, böyle çok daha güzelsin’ diyor, Madonna ’Express Yourself’ şarkısında ’kendini dışa vur’ diye öğütlüyor. Son dönemdeyse Nil Karaibrahimgil ’Tek taşımı kendim aldım’dan ’Kendimi bunun için mi yorucam ben / Kalbimi bunun için mi kırıcam ben’e pek çok şarkısında bireycilik vurgusu yapıyor.

DÜNYANIN MERKEZİ BENİM
Bu şekilde yetiştirilen genç nesil, bugün dünyanın kendi çevresinde döndüğüne çoktan inanmış durumda. Twenge’nin araştırmaları da bunu kanıtlıyor: Son 40-50 yılda 14-16 yaş ergenlerde ’ben değerliyim’ düşüncesindeki artış yüzde 86! Twenge’ye göre günümüzün tüketim çılgınlığı, piercing ve dövme yaptırma modası gibi pek çok şey de ’birey olma konusuna fena halde odaklanmış bir neslin’ kendini ortaya koyma arzusunun sonuçları.

’Kendilerini hayatın merkezine almak beraberinde yalnızca kendisi için doğru olanları yapma eğilimini getiriyor. Bu sebeple Ben Nesli toplum kurallarını, başkalarının ne düşündüğünü, toplumsal sorumlulukları da hiçe sayıyor’ diyor Twenge. Trafik ışıklarına aldırmamak, büyükleri saymamak, düğün ve cenaze gibi geleneksel ortamlarda ’uygun görülen’e aldırmadan kafasına göre giyinmek, iş görüşmelerine parmak arası terlikle gitmek gibi pek çok örnek ’ben bildiğimi okurum’ tavrının göstergesi. Twenge bu bireyci yaklaşım yüzünden genç neslin politika, aktivizm, oy verme gibi toplumsal konularla hiç ilgilenmediğini de sözlerine ekliyor. Yine de Ben Nesli’nin derece dikkat çekici olumlu bir özelliği de var: ’Kendin gibi olmakta özgürsün’ düşüncesine sıkı sıkıya sarıldıklarından ırksal, dinsel ve cinsel kimlikleri çok daha açık görüşlükle benimsiyor.

ÖNCE BEN SONRA SEN
Aşk, ikili ilişkiler ve evlilik söz konusu olduğunda da önceki nesillerden farklı bir bakış açısına sahip Ben Nesli. Twenge kitabında ’Cinsellik: Tutucu nesil dejenere nesille tanışıyor’ başlığı altında bu neslin cinselliğe daha rahat ve özgür yaklaştığını söylüyor. Karşı taraftan bir beklenti olmadan seks yapmak onlara ters gelmiyor. Zira bu nesil ’bir başkasını sevmeden önce kişinin kendini sevmesi gerektiği’ne inanıyor. Kendi değerleri, ihtiyaçları, duygularını ön planda tuttuklarından ’kendi yaşamlarından fedakarlık etmelerini gerektirecek’ evlilik müessesesine de temkinli yaklaşıyorlar; çoğu evliliği 30’lu yaşlarına kadar erteliyor. Aile kurmadan önce kendi eğitimi, kariyeri, kişisel gelişimini tamamlamak istiyor. Ancak Prof. Twenge bu narsistik yaklaşımların toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar doğuracağını konusunda uyarıyor: ’Genç nesil empati kurma, yani kendisini karşısındakinin yerine koyup onu anlamaya çalışma yeteneğini kaybediyor. Bu yüzden Ben Nesli’nde romantik ilişkiler uzun ömürlü olmuyor, duygusal yakınlık azalıyor, kendini öne çıkarma derdine düşen gençlerin ilişkilerinde dürüstlük yerini karşısındakini kontrol etmeye odaklı bir kazanma kaybetme oyununa, yani bir ego savaşına bırakıyor. ’Her şeyi elde edebilirim’ inancı da sadakatsizliği artırıyor.’

ÜNLÜ OLMAK İSTİYORLAR
Son yıllarda teknoloji de narsisizmi iyice besliyor: MySpace, Facebook gibi internet sitelerinde ’ben’ler sergileniyor, bloglar aracılığıyla tüm kişisel duygu ve düşünceler dünyaya anlatılıyor; YouTube gibi paylaşım siteleri ise bu nesle tam aradığı şeyi sunuyor: Kendilerini tüm dünyaya gösterme ve şöhreti yakalama şansını! Nitekim materyalist ve narsist Ben Nesli için zengin ve ünlü olmak da çok büyük önem taşıyor. Twenge’nin araştırmalarına göre bugünün üniversite öğrencileri arasında her 20 kişiden biri oyuncu, müzisyen ve sanatçı olmak istiyor! Hepsi iyi eğitim görmeyi, sağlam bir kariyer yapmayı ve zengin olmayı hedefliyor. Bu hayallerine ulaşacaklarına da gerçekten inanıyor. Yetenekli olup olmamak önemli değil, çok çalışıp başarmak gibi değerler anlamlı değil. Çünkü Twenge’ye göre onların sözlüğünde istemek hak etmekle aynı anlama geliyor. Birer yıldız olmak için doğduklarına inandırılan bu kendini beğenmiş neslin çocukları yeterince iyi olduklarından şüphe bile etmiyor.

DEPRESYON KAÇINILMAZ
Peki, bu derece özgüvenli ve iddialı bir nesil nasıl oluyor da aynı zamanda depresif ve kaygılı olabiliyor. ’Umudun yükseklerde uçtuğu, gerçekliğin de ezip geçtiği bir zaman diliminde yaşıyoruz’ diyen Twenge, ne yazık ki şişirilmiş özgüvenin başarıyı getirmediği vurguluyor. Tüm hayallerini gerçekleştirebileceğine inanan gençler hayatın acı gerçekleriyle yüzleştiğinde duvara çarpmış gibi oluyorlar.
Haliyle istedikleri üniversiteye giremediklerinde, hayallerindeki işi bulamadıklarında, başarısızlıkla karşı karşıya kaldıklarında olan oluyor; bu nesil büyük bir hayal kırıklığı ve çöküş yaşıyor. Bu da onları depresyona sürüklüyor. Nitekim araştırmaların sunduğu rakamlar da bunu destekliyor: 1990’ların genç neslinde kaygı oranı 50’li, 60’lı yıllara göre yüzde 85 düzeyinde artıyor. Dahası, yeni nesilde intiharlar da ikiye katlanıyor! Peki ne yapmalı? ’Çocukların kendileri için büyük hedefler belirlemelerine destek vermek elbette yanlış bir şey değil’ diyor Twenge ve ekliyor: ’Ama onları cesaretlendirirken gerçeklerden de biraz bahsetmek gerekiyor. Genç nesil herkesin ünlü ve zengin olamak için doğmadığını anlamalı; hayatta iyi yerlere gelebilmenin, başarılı olabilmenin kolay olmadığını öğrenmeli. Ve daha da önemlisi birileri onlara başarısızlıklardan da çok şey öğrenebileceklerini anlatmalı.’ Kısacası ’Ben Nesli’nin kurtuluşu hayal aleminden sıyrıp gerçekleri görmekten geçiyor.

GENÇLERDEKİ YOZLAŞMA TÜRKİYE’Yİ DE VURDU
Psikiyatr Dr. Mustafa Merter (Benötesi Psikoloji Derneği Başkanı)
’Jean Twenge’nin toplumdaki gidişatı gözler önüne seren kitabı beni şaşırttı. Narsisizm ile birlikte kaygı oranlarında da sistematik bir şekilde bu denli büyük artış olması ve gençlerin davranış tarzlarında kitlesel değişimler yaşanması alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Özgüvenli görünen ama aslında narsisizmin getirdiği bir ego şişmesi yaşayan yeni neslin realist bir tarafı yok. Onlardaki bu kaygı artışı öfke, narsisizm ise yalnızlık olarak topluma yansıyor. Bu ciddi bir küresel bir sorun; sadece ABD’de yaşanmıyor yozlaşma bir tsunami dalgası gibi tüm dünyaya yayılıyor. Biz de bunu istatistiksel olarak görüyoruz. 80’li yıllarda özgüvenin desteklenmesinin önemli olduğu prensibine dayanan eğitim sistemi bizde de uygulandı. Ve şu anda büyük şehirlerdeki genç nesil Twenge’nin kitabında anlattığı Ben Nesli’yle aynı durumda. Yine de kaygı oranın Türkiye’nin genç neslinde biraz daha düşük olduğunu sanıyorum. Çünkü sağlam gelenek ve göreneklerimiz bizi biraz korudu. Ama bu yeterli değil. Bu yüzden bir an önce Türkiye’deki gençlerimizin ne durumda olduğu ve nereye gittiğini ortaya koyacak çok ciddi çalışmalara başlanması ve önlemler alınması gerekiyor.’

RAKAMLARLA BEN NESLİ
KENDİ araştırmalarını son 50-60 yıl içerisinde yapılmış ve toplam 1,3 milyon kişiyi kapsayan gençlik araştırmalarıyla karşılaştırarak analiz eden Prof. Twenge genç neslin nasıl bir değişim gösterdiğini kitabında rakamlarla da ortaya koyuyor:

- 1950’lerde 14-16 yaş arasındaki ergenlerde kendini önemli ve değerli bulduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 12 idi. 80’lerin sonunda bu oran yüzde 80’e yükseldi. Bugünse ’ben değerliyim’ diyenler 50 yıl öncesine göre yüzde 86 arttı.
- 1958’den 2001’e kadar düzenli olarak yapılan ve 40,750 genci kapsayan ’toplumun onayını ne kadar önem verirsiniz’ anketinde1970’te onaylanmayı önemsemeyenlerin oranı yüzde 57 iken, 1999’da yüzde 76’ya çıktı.
- Bugün ABD’de her 20 üniversite öğrencisinden biri oyuncu, müzisyen ya da sanatçı olmayı hedefliyor. Bu avukat, öğretmen ve hemşire olmak isteyenlerden fazla.
- 1950’lerde depresyon oranı yüzde 2 iken bugün gençlerin yüzde 20’si ağır depresyon geçiriyor. 1990’larda gençler arasında endişe de, 1950’li yıllara göre yüzde 85’lik bir artış gösterdi. İntiharların oranı ise ikiye katlandı.

Siz de ’ben’ diyenlerden misiniz?
Sizce en büyük sevgiyi kim hak ediyor?

1) Tanrı, aile ve vatan
2) Eşiniz ve çocuklarınız
3) Siz

Birini sevebilmeniz için...
1) Onun değerleri ve ihtiyaçlarını kendinizinkilerin üstünde tutacağınızı göze almanız gerekir
2) Duygularınızı iyi dinleyip bir sevgiliden neler beklediğinize karar vermeniz gerekir
3) Öncelikle kendinizi sevmeniz gerekir

Birisiyle evlenmeden önce birlikte yaşamak size göre...
1) Ahlaki değerlere uygun olmayan bir şeydir. Hem başkaları ne düşünür?
2) Eğer orta yaşa gelmişseniz olabilir. Ama gençlerin bunu yapmasını o kadar hoş karşılamayabilirim, kendi çocuklarımın kız/erkek arkadaşlarıyla aynı yatak odasını paylaşmasını acaba hangi yaşta onay vermeliyim?
3) Kesinlikle gerekli bir şey. Birini gerçekten tanıyabilmenin daha bir yolu olabilir mi?

Hafta sonu bir düğüne gidiyorsunuz. Ne giyeceksiniz?
1) Kadınlar: Kapalı bir ayakkabı, şık ve usturuplu bir elbise. Erkekler: Takım elbise, kravat ve siyah ayakkabılar.
2) Kadınlar: Bantlı sandaletler ve seksi bir yazlık elbise. Erkekler: Rahat ayakkabılar ve spor bir ceket.
3) Ne istersem onu giyerim. Başkalarının ne düşündüğü kimin umurunda?

Bir çocuğun öğrenmesi gereken en önemli ders nedir?
1) İtaat ve büyüklere saygı
2) Kendisiyle barışık olmak
3) Önce kendisini düşünmek

Sizce boşanma kabul edilebilir bir şey mi?
1) Kesinlikle hayır
2) Eşlerden biri diğerini aldatıyor, yalan söylüyorsa evet
3) Eğer mutsuzsanız evet

Kişisel problemlerinizi kiminle rahatça paylaşabilirsiniz?
1) Hiç kimseyle
2) Terapistimle
3) Herkesle! Kişisel duygu ve düşüncelerimi blog’uma bile yazarım

’S..tir’ kelimesi sizce...
1) Son derece ayıp bir sözdür
2) Ancak trafikte bir arabayla burun buruna gelmeniz gibi aksilik anlarında kullanılabilir
3) Sadece bir kelimedir. Kızınca da, sevinince de, kafanız karışınca da pekala kullanılabilir

Değerlendirme
1’ler çoğunluktaysa: Eski geleneksel nesle aitsiniz. Her şeyi dengeli bir şekilde idare ettiğinizi düşünebilirsiniz. Ama hazırlıklı olun: Çok sevdiğiniz çocuklarınız, torunlarınız yaptırdıkları dövmeleri, piercing’leri sizden saklıyor, sevgilisiyle birlikte yaşadığını size asla söylemiyor olabilir.
2’ler çoğunluktaysa: Orta kuşaktasınız. Cool olduğunuzu düşünüyorsunuz; çocuklarınızın ve gençlerin hayallerinin peşinde koşması gerektiğine inanıyorsunuz. Ayrıca çocuklarınızın ve diğer gençlerin de kimi zaman sıkıntı yaratsa bile sizi arkadaşları olarak görmesini istiyorsunuz.
3’ler çoğunluktaysa: Tebrikler, siz ’Ben Nesli’nin bir üyesisiniz! Kendinizi sevemek, kendi çıkarlarınızı ön planda tutmak, kendinizi dışarıya yansıtmak ve başkalarına aldırmadan kendiniz gibi olmak gerektiğine inanıyorsunuz. 30 yaşında olup hala ailenizin yanında yaşıyor olsanız da fark etmez, kendinizi başarılı, yetenekli, değerli görüyorsunuz. İlişkilerinizde ve kariyerinizde başarısız olmak ise size kendiniz hakkında yeni şeyler öğrenme fırsatı yaratmaktan başka bir şey değil. Ve zaten sizin için hayatta kendini keşfetmekten daha eğlenceli bir şey de yok.

Yazan : MİNE AKVERDİ
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Bu konuyu görüntüleyen: 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi)

 
Konu araçları
Gösterim Modları

Gönderi Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies are Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 22:20 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)




Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
Copyright © 2008 Mutlukal.com, All Rights Reserved
moda
Page generated in 0.15592 seconds with 11 queries